04 05 2016

Dale Carnegie’den Etkileme Taktikleri

Dale Carnegie , Amerikalı yazar, kişisel gelişim geliştiricisi, satıcı, hatip ve kişiler arası iletişim uzmanıdır; günümüzde insandaki potansiyel gücü açığa çıkarmaya çalışan hareketin ve düşüncelerin öncüsüdür.İşte istediğini elde etmek isteyenlere Carnegie’den öneriler: 1-ŞİKAYET VE SUÇLAMADAN KAÇININ Bugüne kadar psikolojide yapılan tüm araştırmalar; eleştiri, suçlama ve şikayetin kişi davranışları üzerinde olumlu değil, olumsuz etki yaptığını ortaya koyuyor. Dünyaca ünlü psikolog B.F. Skinner, hayvan eğitiminde istenileni yaptırmada ödüllendirmenin cezalandırmadan daha etkili olduğunu kanıtladı. Sözünü ettiğim bu durum insanlar için de geçerli. Birilerini eleştirerek kalıcı değişimler yaratamazsınız. Olumlu yanları da ortaya koyarak önerilerde bulunmayı deneyin.Bir diğer ünlü psikolog Hans Selye, “Onaylanmaya ne kadar açsak, kınanmaktan da o kadar ödümüz kopuyor” diyor. Eleştirmek hiçbir şeyi düzeltmediği gibi sorunları da derinleştiriyor. Zorla yaptırılan işler içselleştirilemediği için hatalara açık hale geliyor. Geliştirilemiyor. 2-ELEŞTİRİRKEN DİKKAT EDİN Mutlaka birini eleştirmek durumunda kalırsanız, bu durumda konuşmaya, doğrudan o kişiyi eleştirmekle başlamayın. Önce kendi hatalarınızı dile getirin. Ardından başkalarına yönelik eleştirileri gündeme taşıyın. Birkaç yıl önce henüz iş hayatına atılmış olan yeğenim Jozefin Carnegie’yi bir noktada eleştirme ihtiyacı duymuştum. Kendi kendime, “Sen onun yaşındayken daha fazla hata yapıyordun” dedim. Ona yaptığı hatayı anlatmak istediğimde de “Ben de senin yaşındayken bu tür hatalar yapıyordum. Tecrübe kazandıkça bu hataları yapmamaya başlayacaksın.... Devamı

04 05 2016

Devamı

04 05 2016

Eğitimi Severek Başlamalısınız

Her toplum, sahip olduğu değerlerin içerisinde barındırdığı bireylere aktarılması, bu değerlerin bireyler vasıtasıyla sonraki kuşaklara öğrenilmesi ve kabullenilmesini sağlamakla yükümlüdür. Özellikle çocuklara ve gençlere bilgi, beceri ve meslek edindirmenin yanı sıra “iyi insan" olmanın önemi ve yolları anlatılmalıdır. Değerlerine bağlı nitelikli bireyler, sağlıklı ve nitelikli toplumların oluşmasında en önemli unsurların başında gelmektedir. Bu nedenle değerler eğitimi, toplumun huzur ve mutluluğunda,birlik ve beraberliğinde önemli bir yer tutar. Devamı

02 04 2015

Çocuklarda Kötü Sözlere Başlamanın Alt Yapısı

Çocukların en önemli özelliği evin neşe kaynağı olması ve yuvayı sağlam zincirlerle bağlaması olsa gerek. Çocuklar; masumdur, sevimlidir ve cennet kokuludur. Böyle olması onların bazen yanlış hallerini de kapsar. Masumiyetleri göz önünde bulundurularak yapılan çirkin hal ve tavırlara hoş görüyle bakılır. Çocuk doğduğunda tarifi mümkün olamayan mutluluğu tadarsınız. Onunla çocuk olup bineği olur, sevinince sevinir, üzülünce beraber ağlarsınız. Geceleri uykusuz kalarak hastalığında Şafi ismini tecelli ettirmesi için Rabbimizden yaşlı gözlerle niyazda bulunursunuz. Baba, anne sözü sizi hayata kopmaz, sarsılmaz, kuvvetli iple sımsıkı bağlar. Birbirinizi daha çok sever ve çocuğunuza mutlu bir gelecek için hayal dünyanıza yeni bir pencere açarsınız. Artık anne ve baba; çocukları doğduğu andan itibaren onun için yaşayan fedakâr, cefakâr canlılardır. “Yavrum, güzelim, annem, canım, aşkım, paşam, aslanım,” dersiniz. Kızsanız dahi uyurken saçlarını koklayarak, öperek özür bile dilersiniz. Onun için her şeyin en iyisini, en güzelini sağlamak için bir değil iki işte çalışırsınız. Çocuklar şefkat ve merhamet pınarı olan ebeveynlerinin rehberliğinde; doğru-yanlış, sevap-günah, güzel-çirkin, iyi-kötü halleri tanımaya başlarlar. Küçükken yapılan hatalı davranışlarda ısrar, büyüdükçe sevimli hallerin yerini çirkin bir hale çevirir. Bu kötü söz ve fiiller, büyükler tarafından ya önemsenmemesi ya da takdir edilmelerinden ötürü alışkanlığa dönüşür. Davranışlar sıradan ve bayağı bir hal alır. Davranışlarını evden ve yakın çevreden modelleyerek alan çocuğun davranışlarında bizi... Devamı

02 04 2015

Kendimi Hiç Yaşamadım

Doğdum beni sevenleri memnun etmek için güldüm. Güldüm ki belki beni bana bırakır da giderler diye umdum. Gitmediler. Hep bir fazlasını istediler. Verdim. Verdikçe bir fazla daha, bir fazla daha… Oyun zamanım geldi. Komşunun çocuğu, akrabanın çocuğu, sokaktaki çocuktan hep daha ileri olmalıydım; giyim, yürüyüş, oturuş, kalkış… Yetti mi? Yetmedi elbet. Annem babam mutlu olsun diye hep bir fazlası… Okula başladım. Öğretmenimi, annemi babamı mutlu etmek için bir fazlasını verdim. Ödevlerimi zamanında yaptım, arkadaşlarımdan iyi olmak için çalıştım. Oyun oynarken hep ben verdim; bir fazlası. Beni sevsinler, beni beğensinler, benimle gurur duysunlar diye hep bir fazlası… Hep başkalarının beklentilerine uygun yaşadım. Kendime güvenimi, sevgimi, saygımı, yeteneklerimi hep bir fazlası derken vermişim. ... Devamı